Ankara’un karmaşasıyla sakinliğin sınırda birbirine karıştığı Ankara’de, sabah ışığının denize vurduğu her gün yeniden doğan bir genç kadın var: Damla. Onun hikâyesi, büyük şeylerin değil; küçük anların, ince detayların ve derin hislerin hikâyesidir. Hayatının ritmini lüksün, gösterişin, sahte parıltıların değil; içtenliğin, iç sesinin ve kalbine dokunan şeylerin belirlediği bir yolculuktur.
24 yaşındaki Damla, 1.68’lik zarif boyunun ve 55 kiloluk hafif varlığının çok ötesinde bir enerji taşır. Onun varlığı; rüzgârın camdan süzülüşündeki incelik, yağmur damlasının pencerede kayarken bıraktığı iz ve şehrin kalabalığında duyulan tek bir derin nefes gibidir. Görünüşü dikkat çeker ama asıl dikkat çeken, görünüşünden taşan o sessiz gücüdür.
Damla müziği yalnızca dinlemez—onu yaşar, onu nefesine kadar taşır. Bazen hüzünlü bir melodinin içinde kendi geçmişine doğru süzülür; bazen güçlü bir ritim…

